"Bana kararını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."

Düşünsel, duygusal ve davranışsal alt bileşenleri olan 'KARAR', içsel süreçlerin tamamlanmış durumu ve dolayısıyla da bir sonuçtur. Sürece vurgu yapmak gerektiğinde, ortaya çıkan durumu 'KARARA VARMAK' olarak ifade ederiz.

Özellikle hayat yolculuğumuza yönelik kararlara varabilmek için, özgür irade, kendine güven, kaygı ve korkuları yönetebilecek cesaret, zorluklarla baş edebilecek yetkinlikler, seçenekleri objektif değerlendirebilme kapasitesi, sürdürebilirlik ve sonuçları göğüsleyebilme gücü gerekir.

Beyin araştırmalarında, insan zihninin karşılaşılan yeni bir olay, durum ve sorun karşısında bir karara varana kadar sürekli elektro-kimyasal anlamda bir gerilimin içinde kaldığı gözlemlenmiştir. Zihin bu zorlu durumu uzun zaman sürdüremez ve önüne gelen durum ve /veya sorun karşısında da iyi veya kötü bir karar verme eğilimindedir. Kararsızlık, acı veren bir süreç olabilir. Goethe., “Karar verebilen acıyı yener.” der.

Karşıtlıklarla dolu bir olay ve/veya sorun durumunda karar vermek bazen çok zordur. İnsan hayatı da günlük hayat akışı içinde sürekli kararlar vermeyi gerektiren bir süreç ve döngüdür, karar vermek kaçınılmazdır..

Kararsızlık veya 'yarı karar' zihnimizi sürekli meşgul ettiğinden; başka bir konuya odaklanmamıza engel olabileceği gibi yorgunluk, bıkkınlık, bezginlik ve kendini kötü hissetme sendromlarıyla karşılaşmak çok olası bir durumdur.

Kararsızlık, hem kişinin kendisi için, hem de kararsız kişinin kararsızlığından etkilenen kişiler için belirsiz bir süreçtir. “Hayattaki en kötü karar kararsızlıktır.” sözü çok doğru olmakla birlikte; yeterince düşünüp, sorgulamadan, verileri objektif olarak değerlendirmeden, kendi gerçeğimize uygunluğunu tartmadan, ödenecek bedelleri önemsemeden ve sonuçları öngörmeden aceleyle verilmiş /alınmış kararlar, yaşamsal dönüş noktaları olabilir.

Ünlü edebiyatçı Emile Zola’nın. “Güzelliği anlamak için bir kere bakmak yeter ama, bir karara varmak için çok düşünmek gerekir.” sözünü akılda tutmamız yararımızadır:)

Verilen kararın doğru olup olmadığı konusunda zihnimiz bazen yeterince rahatlamaz. "Acaba....?" sorusu ve "keşke..." ile başlayan cümleler, zihnimizi meşgul eder. Doğru karar verip vermediğimizi sıkça düşünmek de kararsızlığın kronikleşmiş halidir.

Her karar, hayatımızdaki ve bizdeki anlamı ile ilintili olarak kısa, orta veya uzun vadede ortaya çıkar. Ortaya çıkan karar da söylem ve eylemlerimizdeki farklılıklarımızdır. Eyleme dönüşmemiş bir karar 'mış' karardır. Somut bir farklılık gözlemlenmiyorsa; süreç henüz devam ediyor demektir.

Karar vermek ile karar almak arasında fark vardır. En temel fark, karar sürecine iten motivasyonun kaynağıdır. Karar vermek, ortaya çıkan yeni bir durum karşısında zorunlu gerçekleşirken; karar almak, herhangi bir yeni durum yokken, içsel olarak kişinin içsel inisiyatifi ile kendiliğinden gerçekleşir.

Karar vermek, dışsal motivasyonun bir sonucu iken; karar almak içsel motivasyonun bir ürünüdür. Aradaki fark sadece motivasyon kaynağı ile de sınırlı değildir. Karar vermek, birkaç seçenek arasından birini seçmeyi gerektirirken; karar almak, seçeneklerden bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır.

Bir örnek ile açıklamak gerekirse: A Kişi ile mi? B Kişisi ile mi evlenmek? karar vermek iken; 'evlenip/evlenmemek' karar almaktır:) A veya B kişisi ile ilintili değildir. Bu örneği, okul, meslek, iş alanı, sosyal ilişkiler ve tüm hayatımızı etkileyen durumlar için genişletebiliriz. Herhangi bir konuda karara varmak ise çok daha geniş ve derin bir süreçtir. Kişinin kendisiyle özdeşleştiği hayattaki duruşu da denilebilir.

İster verelim ister alalım, bir karara vardıktan sonra kararın arkasında sağlam durmak, uygun eylemlerde bulunmak ve tutarlı olmak, zorlu süreçlerin içinden cesaretle yürüyerek geçmek esastır. Her karar aynı zamanda bir seçim ve bir vazgeçiştir.

Bunu başarabilmenin yolu, öncelikle kendimizi bir bütün olarak tanımak, geçmiş yaşam deneyimlerimizden edindiğimiz kaygı/korku gibi duygularımızla yüzleşmek, özyeterlilik algımız, özgüvenimiz, mizacımız, kişilik özelliklerimiz, güçlü ve gelişime açık alanlarımızı netleştirmekten geçer.

'KARAR' beş harfli bir kelime olmasına karşın, içeriğinde çok fazla kavramı barındırır. Bu kavramların hepsini kişinin özelinde incelemek ve değerlendirmek gerekir.

Bütün bunların sonucunda, 'KARAR' dediğimiz olgunun aslında kendimiz olduğunu söylemek sanırım iddialı olmaz. Diğer bir ifadeyle; "Bana kararını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." diyebiliriz:))

'KARAR' ile ilgili güçlüğünüz/zihinsel-duygusal karışıklığınız/ uygulamada sorununuz.... Her ne varsa, birlikte üzerinde çalışabiliriz. Bireysel danışmanlık alabilir, etkileşimli grup çalışmalarıma katılabilirsiniz.

İyilik ve sevgiyle kalın...


Henüz etiket yok.

.