KONFERANSLAR ve ATÖLYELER

21. Yüzyılda Aile İçi

"X, Y,Z" İlişkiler

 

“Hız ve Tüketim Çağı” olarak da adlandırılan 21.Yüzyıl insanları, eskiye oranla, kuşaksal farklılıkları çok daha keskin yaşamaktadırlar… İhtiyaç ve değerlerin değişmesi, bir birimizi anlamakta zorlanmamıza ve aile içi çatışmaların artmasına neden olmaktadır.

 

X nesli ( 1965-1979), kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak.

 

Y nesli (1980-1999), bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler, genel anlamda uyumsuzlar, aşırı bireyci olmalarından ve otorite / kural tanımadıklarından, kendilerinden farklı düşünenleri acımasızca eleştirmeye eğilimliler.

 

Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlar.  İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, Ipad’ler veya tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Oyuncak yerine Ipad’lerle oynuyorlar ve teknoloji ile birlikte büyüyorlar. Bu yüzden de çabuk tüketen bir nesil.

 

X-Y-Z neslinin bir arada yaşadığı ailelerde, barışçıl bir atmosferin nasıl oluşturabilmesi için, uzlaşmacı yaklaşımlardan bilgi sahibi olarak ilişkilerimizi yeniden inşa edebiliriz. 

Elimizdeki Tehlikeye Dikkat!

 

“SOSYALMEDYA ‘TİK’LİK”  VE “NOMOFOBİ”

Televizyon kanallarının artmasıyla gündemimize giren “medyatik” tanımı, 3G telefonların ve de tablet pc lerin piyasaya girmesi ile “sosyal medyatik” tanımına yerini bıraktı. Facebook, Twitter, Foursquare, Friendfeed, Google Plus, Linkedin…  Artık herkes neredeyse sosyal medyadan iletişime geçer oldu. Hatta öyle ki, bir araya gelinildiğinde dahi yüz yüze sohbetin, anı yaşamanın yerini başkalarıyla sosyalleşmek aldı.

 

Bu yeni digital devrim! herkesi peşine taktı ve insan oğlunun vazgeçilmesi, olmazsa olmazları arasına katıldı. Hatta bazı kişiler öyle abarttı ki, yedi/yirmi dört internette yaşar! oldu. Uzmanlar en sonunda durumun tehlikesine karar verip “İnternet Bağımlılığı” tanımı yapıp, tedavi merkezi açtılar.

 

Derken modern zamanların yeni bir fobisi baş gösterdi: “Nomofobi”, yani "Cep telefonsuz ne yaparım?" korkusu...

 

"21. Yüzyıl'ın bu yeni bağımlılığı" kişileri ve yaşadıkları ilişkileri derinden etkilemeye başladı… Hızla içine çekildiğimiz bu sürecin kazanımlarının ve kaybettirdiklerinin farkına varmak, süreci yönetebilmemiz için bize sınırlarımızı gösterebilir.

"Öğrenilmiş İyimserlik" ile "Öğrenilmiş Çaresizlik" Biter

 

“Öğrenilmiş Çaresizlik” var ise, “Öğrenilmiş İyimserlik” de vardır.

 

 Son yıllarda Pozitif Psikoloji, çağımızın önemli hastalıklarından sayılan depresyonun ilmiklerinin “kötümserlik” ile örüldüğü yolunda ciddiye almamız gereken önemli araştırmalar ortaya koymaktadır.

 

Yaşantıdan memnuniyetsizlik, motivasyon kaybı, umut ve tutkudan uzak, keyif ve gülümsemekten kopuk bir yaşam, “kader” değildir…

 

İyimser tutum, yaşama karşı bir duruş biçimidir. Duruş biçimimizin seçimi bize aittir… Tutumuzu değiştirerek, yeni bir duruş kazanabilmek mümkündür…

 

İlişki Yönetiminde

"Çok Sesliliğin Armonisi"

 

 

“Ben ben iken, sen sen iken, biz olmak” her türlü ilişkinin (eş/aile/arkadaş) temel yaklaşımı olmalıdır… Kimse kimsenin aynısı değildir, olamaz, olması da gerekmez!

 

İlişkilerde yaşanılan en büyük sorun: “Karşıdakini” değiştirme, niyeti ve çabasıdır… Ki bu da çoğunlukla, yıkıcı yol ve yöntemlerle ortaya konur… Peki sonuç: Karşılıklı suçlama, duygusal veya fiziksel şiddet.

 

İnsanlar biriciktir ve bireysel farklılıklar ilişkileri renklendirir, zenginleştirir…

 

Kendimize ve karşımızdakine bakış açımızı değiştirerek, yüklediğimiz anlamları fark edebilir, İlişkilerimizi yeniden çerçeveleyebiliriz…

Kendinin "Mücevher Ustası" Olmak

 

Hayat kendimizi fark etmek, tanımak, gelişmek ve biraz da dönüşmekle geçen bir yolculuktur…   Herkes hayata belli bir potansiyel ve kapasite ile gelir, yaşadığı sürece de var oluşunu anlamlandırmak için pek çok deneyim yaşar…

 

İnsan, düşünen, hisseden, hayal kuran, hedef koyan, üreten ve sonuçlarını yaşayan bir varlıktır…  “Tam ve bütün” olma, sevilme, onaylanma, değerli hissetme, acıdan mutluluğa gitme eğilimi ve sosyalleşme ihtiyacı vardır… 

 

Hayat yolculuğundaki başarı ve mutluluğun başlangıcı, kişinin kendi içindeki “cevher” i, tanıması ve onu en uygun yöntemlerle işleyerek ortaya çıkartmasıyla ilintilidir…   

Dijital Çağda Duygusal Okuryazarlık

 

“Teknoloji, Hız ve Tüketim Çağı” olarak da adlandırılan 21. Yüzyılda, entelektüel zekanın (IQ) önemi vurgulanırken; duygusal zekanın (EQ) önemine ne kadar vurgu yapılıyor?

Teknoloji insanoğlunun kendi ürünüdür. İnsan hayatı üzerindeki etkileri de insanların bu aracı kullanış tarzına bağlı olacaktır, esas olan insandır.

 

İnsanın kendi kişisel bütünlüğü, ilişkilerindeki başarısı, bugüne-geleceğe-insanlığa katkısı, çocuk yetiştirme tutumu, yaşantısındaki “denge” ler ile şekillenir… Bu dengeyi kurmak için gelişmiş bir “duygusal akıl” gereklidir.

 

 Kişisel, ilişkisel, toplumsal ve dünya barışı için: “Dijital Çağda” “Duygusal Okuryazarlık” en az “Dijital Okuryazarlık” kadar önemsenmeli ve denge iyi korunmalıdır. 

Stres Yönetimi

 

İçinde bulunduğumuz toplumsal ve ekonomik koşullar, yaşamın pek çok alanında karşılaşılan zorluklar ve sorunlar, insanların yoğun stres altında yaşamalarına neden olmaktadır.

 

Stres, insanların iş yaşantılarında performanslarını, özel yaşamlarında ise ilişkilerini etkilemektedir.

 

Bunların yanı sıra, strese bağlı hastalıkların artışı ise birçok kurumu önlem almak için harekete geçirmiştir. Fiziksel ve ruhsal sağlığı tehdit eden stresle baş etmek,  kişinin yaşam kalitesini ve iş verimini arttırmaktadır. Bu nedenle Stres Yönetimi kazanılması gereken temel bir beceri haline gelmiştir.

 

Bilişsel, duygusal, davranışsal değişiklikler yaparak, yaşadığımız olaylara farklı anlamlar yükleyebilir, stres kaynaklarına karşı kendimizi ve birlikte yaşadığımız kişileri daha dayanıklı kılabiliriz…

.

​© 2014 Esra Savaşan, Yeni 1 Sayfa

Tüm hakları saklıdır.

Kaynak göstermeksizin kullanılamaz.

  • Instagram Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Facebook Social Icon